ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’e gerçekleştirdiği iki günlük resmi ziyaret, hem Washington ile Pekin arasındaki ilişkiler hem de küresel dengeler açısından önemli bir olay olarak tarihe geçti. Ziyaret, İran krizi, Tayvan gerginliği, yapay zeka rekabeti ve ticaret savaşları gibi kritik konuların gölgesinde gerçekleşti.
Trump’ın ziyareti sırasında, İran ve Hürmüz Boğazı konuları ön plandaydı. Hürmüz Boğazı, küresel petrol ticareti açısından büyük bir öneme sahip ve bu nedenle Washington yönetimi, İran üzerindeki etkisini artırmak için Çin’i yönlendirmeye çalıştı. Şi Cinping’in, boğaz çevresindeki askerileşmeye karşı çıktığı ve enerji sevkiyatlarının aksamaması gerektiğini vurguladığı ifade edildi. Ayrıca, Çin’in Amerikan petrolü alma seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi.
Ziyaretin ekonomik boyutuna dair en dikkat çekici gelişme ise Çin’in Boeing’den 200 yolcu uçağı alma taahhüdü oldu. Trump’ın yanında birçok iş insanı ve teknoloji yöneticisi ile birlikte Çin’e gitmesi, bu ziyaretin sadece diplomatik değil, aynı zamanda ekonomik bir güç gösterisi olduğunu ortaya koydu. Öncelikle, Çin’in Boeing’den 500 uçağı satın alacağına dair spekülasyonlar ortaya atılmıştı; ancak Trump, 200 uçağa yönelik anlaşmayı duyurdu. Bu, Çin’in Amerikan yapımı uçaklar için yaptığı en büyük siparişlerden biri olarak değerlendirilse de, beklenenin altında kalması Boeing hisselerinde değer kaybına neden oldu.
Zirvenin en dikkat çekici anlarından biri, Şi Cinping’in “Tukidides Tuzağı” kavramını gündeme getirmesi oldu. Antik Yunan tarihçisi Tukidides, yükselen güçlerin mevcut süper güçleri tehdit ettiğinde savaş riskinin arttığını öne sürmüştü. Şi, Çin ile ABD arasındaki ilişkilerin bu tuzağa düşmeden yeni bir model geliştirip geliştiremeyeceğini sorguladı. Bu mesajın Tayvan gerginliğine bir yanıt olabileceği düşünülüyor. Çin Devlet Başkanı, Tayvan meselesinin iki ülke arasındaki en önemli konu olduğunu ve yanlış yönetilmesi halinde çatışmalara yol açabileceğini belirtti. Washington, Tayvan’a askeri destek sunmaya devam ederken, bu durum Pekin’in tepkisini artırmaya devam ediyor. Trump ise mevcut Tayvan politikası ile ilgili bir değişiklik yapma niyetinde olmadığını ifade etti. Ancak her iki tarafın da gerilimi kontrol altında tutmaya çalıştığı gözlemlendi.
Akşam yemeğinde, daha yumuşak bir tonla konuşan Şi, Çin’in yükselişi ile Trump’ın “Amerika’yı yeniden büyük yapma” hedefinin birbirini tehdit etmediğini vurguladı. Trump da görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada, iki ülke arasındaki ilişkilerin “her zamankinden daha güçlü” olabileceğini savundu.
Ziyaretin arka planındaki güvenlik önlemleri ise dikkat çekiciydi. Amerikan basınında yer alan bilgilere göre, Trump ve üst düzey ABD heyeti Çin’de bulundukları süre boyunca kişisel telefonlarını kullanmadı. Siber casusluk ve veri güvenliği endişeleri, bu kararın arkasındaki neden olarak değerlendiriliyor.